Güneş, yalnızca doğrudan temas ettiği yerleri değil; yansımasıyla gölgede kalan alanları da aydınlatır. Dağların ardına gizlenen vadiler, yüksek duvarların dibinde unutulan karanlıklar bile onun ışığından nasibini alır. Çünkü güneş ayrım yapmaz; ışığını adaletle yayar. Ne yükseğe ayrıcalık tanır ne de aşağıyı ihmal eder. İşte yönetim de böyle olmalıdır: Yalnızca merkeze değil, kenarda kalana; yalnızca güçlüye değil, sesi kısılana da ulaşmalıdır.
Bir ülkenin gerçek aydınlanması, sokakların parlaklığıyla değil; vicdanların huzuruyla ölçülür. Işıl ışıl caddeler karanlık kalpleri aydınlatmıyorsa, o ülkede hâlâ gece hüküm sürüyor demektir. Yönetim, güneş misali ışığını yalnızca kendi çevresinde toplarsa ülke, öğle vaktinde bile karanlığa mahkûm olur. Çünkü adalet paylaşılmadıkça eksilir, saklandıkça çürür.
Resûlullah bu hakikati asırlar öncesinden insanlığa şöyle haber vermiştir:
“Yedi sınıf insan vardır ki Allah onları, gölgesinden başka gölge olmayan günde, kendi gölgesinde gölgelendirir. Bunların ilki adil yöneticidir.”
(Buhârî, Müslim)
Bu hadis, adaletin yalnızca dünyevî bir fazilet olmadığını; aynı zamanda ebedî kurtuluşun anahtarlarından biri olduğunu haykırır. Adil yönetici, gücü bir baskı aracına dönüştüren değil; onu emanet bilen kişidir. O, korkuyla itaat ettirmez; güvenle gönül kazanır. Güneş gibi yakmaz; ısıtır. Gözleri kamaştırmaz; yolu aydınlatır.
Zulüm ise karanlığın en koyu hâlidir. Hangi çağda, hangi coğrafyada yaşanırsa yaşansın, adaletin çekildiği her yerde umut solar, merhamet susar, vicdan yaralanır. Bu sebeple Allah Resûlü kudsî bir hadiste bizleri şu sözlerle uyarır:
“Ey kullarım! Ben zulmü kendime haram kıldım, onu aranızda da haram kıldım. Öyleyse birbirinize zulmetmeyin.”
(Müslim)
Bu ilahî ikaz, yönetenle yönetileni aynı terazide tartar; fakat yönetenin omzuna daha ağır bir sorumluluk yükler. Çünkü bir yöneticinin adaleti, yalnızca kendi ahiretini değil; binlerce insanın kaderini de etkiler. Tıpkı güneşin bir doğuşunun, geniş ufukları birden aydınlatması gibi…
Bir hükümet, ülkeyle adil bir yönetimi buluşturabildiği ölçüde meşruiyet kazanır. Aksi hâlde iktidar, yalnızca uzun bir gölge üretir; fakat o gölge ne serinlik verir ne de sığınak olur. Oysa adaletin gölgesi insanı yormaz; dinlendirir, güven verir, umut yeşertir.
Sonuç olarak şunu açıkça ifade etmek gerekir:
Bir ülke, ancak adaletle aydınlanır.
Bir yönetim, ancak adaletle yücelir.
Bir toplum, ancak adaletle huzur bulur.
Güneş nasıl gölgeleri bile aydınlatıyorsa, hükümet de adaleti en ücra köşelere ulaştırmakla mükelleftir. Çünkü karanlıkta bırakılan her yer, yarının fırtınasına sessiz bir davetiyedir.
Vesselam.