Televizyonu açıyoruz: Ölüm. Kriz. Şiddet. İntihar. Sokağa çıkıyoruz: Yorgun yüzler, öfkeli bakışlar, suskun kalabalıklar. Herkes konuşuyor ama kimse kimseyi dinlemiyor.
Herkes yaşıyor ama kimse yaşadığını hissetmiyor.
Şimdi sormak zorundayız: İnsanlar nereye gidiyor? Ve daha da acısı: Bizi kim bu noktaya getirdi?
İntihar Artık Haber Değil, Alışkanlık
Bir genç daha hayatına son verdi. Bir baba borçlarını ödeyemediği için intihar etti. Bir anne çaresizlikten çocuklarını öldürdü. Bu cümleler artık kimseyi sarsmıyor.
Alt yazı geçiyor, spiker sesi titremiyor, ekran değişiyor. Birkaç saniyelik sessizlik… Sonra hava durumu.
İntihar, bu ülkede artık bir toplumsal alarm değil, soğuk bir istatistik. Oysa her intihar, yalnızca bir insanın değil; bir ailenin, bir sokağın, bir toplumun çöküş belgesidir.
Ama biz ne yapıyoruz? “Psikolojisi bozuktu” deyip geçiyoruz. Sistemi değil, ölüyü suçluyoruz.
Ekonomi Rakam Değil, Hayattır
Ekonomi dedikleri şey; grafiklerdeki oklar, büyüme oranları, makro veriler değil.
Ekonomi; evde yanan sobanın sönmesidir. Tencerenin boş kalmasıdır. Çocuğun “anne bugün ne yiyeceğiz?” diye sormasıdır.
İnsanlar çalışıyor ama geçinemiyor. Çalışmadığı için suçlananlar var. Çalıştığı halde borçtan çıkamayanlar var. Kira ödenemiyor. Faturalar birikiyor. İcra kâğıdı kapıya dayandığında, sadece cüzdan değil onur eziliyor.
Yoksulluk sadece cebimizi değil, ruh sağlığımızı, ilişkilerimizi, vicdanımızı kemiriyor. Ama hâlâ utanmadan “sabredin” deniyor. Sabır telkin ediliyor ama yük adil paylaşılmıyor.
Aile Dağılıyor, Kimse Nedenini Konuşmuyor
Boşanmalar artıyor ve Aileler parçalanıyor. Ama herkes sonuçla ilgileniyor, sebeple değil.
Sevgi mi bitti? Hayır.
Geçim bitti, güven bitti, yarın umudu bitti. Aynı evde yaşayan insanlar birbirine yabancı.
Kadınlar yalnız. Erkekler öfkeli. Çocuklar arada eziliyor.
Evlatlar anne babaya bağırıyor. Yaşlılar sokağa terk ediliyor. Bir zamanlar “ayaklarının altı cennet” denilen anne babalar, bugün huzurevlerinin soğuk koridorlarına bırakılıyor.
Biz ne zaman merhameti kaybettik? Yoksa merhameti, “masraf” olarak görmeye ne zaman başladık?
Toplum Neden Bu Kadar Öfkeli?
Çünkü herkesin yükü ağır. Ama; kimse kimsenin yükünü görmüyor. En ufak tartışma bıçaklanmaya, bir bakış cinayete dönüşüyor. Tahammül kalmadı.
Çünkü adalet duygusu zedelendi. Çünkü insanlar haksızlığa uğradığını düşünüyor ve sesini çıkaracak bir kapı bulamıyor. Adalet gecikiyor.
Eşitlik sadece lafta kalıyor. Hukuk, güçlüye hızlı; zayıfa sabırlı davranıyor.
Umut Gittiğinde İnsan Ne Yapar?
Gençler hayal kurmuyor. Çünkü hayal kurmanın bir karşılığı yok. “Okursam ne olacak?” diye soruyorlar.
Haklılar. Diploma var, iş yok. Emek var, karşılık yok. Çaba var, güven yok. İnsan umudunu kaybetti mi, hayatta kalmaya çalışır sadece.
Ama insan yalnızca yaşamak için değil, anlam bulmak için yaşar.
Bu Bir Kader Değil
Hayır, bu yaşananlar kader değil. Bu bir tercihin sonucu. Yanlış politikaların, duyarsızlığın, suskunluğun, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışının sonucu.
Bu düzen böyle gelmedi, böyle de gitmek zorunda değil. Ama bunun için aynaya bakmak gerekiyor. Suçu sadece yönetenlerde değil, sessiz kalanlarda da aramak gerekiyor.
Son Söz
Ekonomiyi rakamlarla değil, insan hayatıyla ölçmek zorundayız.
Aileyi söylemlerle değil, sosyal destekle korumak zorundayız.
Gençlere nutuk değil, gelecek vermek zorundayız.
Yaşlıları yük değil, emanet olarak görmek zorundayız.
Aksi halde bu soruyu sormaya devam edeceğiz:
İnsanlar nereye gidiyor?
Ve korkarım ki, cevap her geçen gün daha karanlık bir yere çıkacak.