EĞİTİM ENFLASYONU YÜZDE 53'Ü AŞTI
Açıklamasının büyük bölümünde yapılan zamlara ve eğitim giderlerinin artmasına vurgu yapan Koç, artış oranlarını paylaştı. Gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 33,79, ulaştırmada yüzde 35,08, konut ve enerji kalemlerinde ise yüzde 39,77’lik artış gerçekleştiğini aktaran Koç, yalnızca ağustos ayında ulaştırma fiyatlarının yüzde 4,82 yükselmesiyle, velilerin servis ve beslenme gibi temel okul giderlerini karşılamasını zorlaştırmaktırdığını söyledi. TÜİK verilerini de paylaşan Koç, şunları söyledi. "2024 yılı toplam eğitim harcaması yıllık yüzde 94,6 artarak 2 trilyon 200 milyar TL’ye ulaştı. Yıllık enflasyon yüzde 31,5 seviyesindeyken eğitim enflasyonu yüzde 53’ü aştı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından Orta Vadeli Program açıklamasında “aşırı ve kabul edilemez bir fiyat artışı” olarak değerlendirildi. Biz veliler biliyoruz ki bu tablonun temel nedeni; kamusal, laik ve bilimsel eğitimin geriletilerek anayasal bir hak olmaktan çıkarılması ve ekonomik gücü yetenlerin zorunlu olarak özel okullara yönelmesidir."
ENFLASYONUN SORUMLUSU EĞİTİM HARCAMASI DEĞİL!
Açıklamasında, eğitim harcamalarındaki artışın enflasyon üzerindeki etkisinden bahseden Maliye Bakanı Şimşek'i eleştiren Koç, "Mehmet Şimşek, adeta eğitimi ekonomik planların tutmamasının sorumlusu olarak göstermektedir. Oysa eğitimdeki fiyat artışlarının temel nedenlerinden biri, kamusal eğitimde yaşanan nitelik kaybı nedeniyle velilerin nitelikli eğitime yönelik talebinin artmasıdır. Toplam eğitim harcamalarının GSYH içindeki payı yüzde 4,9 seviyesinde görünse de ulaşım, kırtasiye ve giyim gibi maliyetlerin önemli bir kısmının doğrudan aile bütçelerine yüklenmesi, velilerin üzerindeki ekonomik yükün azalmadığını göstermektedir. OECD’nin 2025 verileri de bu yapısal sorunu doğrulamaktadır." şeklinde konuştu.
EĞİTİM EL YAKIYOR
Velilerin çocuklarını okula göndermek için her türlü fedakarlığı yaptığını ve devletin çocukların eğitimine yeterinde bütçe ayırmadığını anlatan (VELİ-DER) Antalya Şube Başkanı Tülin Koç, Türkiye’de eğitime ayrılan kamu harcamalarına aktardı. Koç, "GSYH’ye oranı yüzde 3,4 ile yüzde 4,7 olan OECD ortalamasının gerisinde kalmış; genel kamu bütçesinden eğitime ayrılan pay ise 2015’teki yüzde 12,9 seviyesinden 2022’de yüzde 10,6’ya gerilemiş. Okula başlangıç maliyetleri bir önceki yıla göre ortalama yüzde 23 ila 29 oranında arttı. Servis kullanan bir lise öğrencisinin başlangıç masrafı 81 bin 524 TL’yi, ilkokul öğrencisininki ise 77 bin 559 TL’yi aştı. 28 bin 075 TL olan asgari ücretle geçinen bir ailenin bütçesi, servisli bir ilkokul öğrencisinin yalnızca başlangıç masraflarında 49 bin 484 TL açık vermekte. 70 bin 224 TL olan en düşük kamu emekçisi maaşı dahi tek bir çocuğun masrafını karşılamaya yetmezken, 23 bin 552 TL olan en düşük emekli aylığı bu harcamaların üçte birini bile karşılayamıyor." tespitinde bulundu.
TABLO NET!
Eğitim giderlerindeki diğer harcama kalemlerine de değinen Koç, ulaşım gideri olmayan öğrencilerde yalnızca kırtasiye ve giyim masrafının ilkokulda 22 bin 566 TL’yi, lisede 26 bin 228 TL’yi bulduğunu söyledi. Konuyu beslenme maliyetleri getiren Koç, aileler üzerindeki yükü anlattı. İlkokul öğrencisinin aylık beslenme çantası giderinin 2 bin 296 TL’ye ulaştığını aktaran Koç, kantinden tost, ayran ve su alabilen bir ortaokul veya lise öğrencisinin aylık harcamasın en az 2 bin 990 TL’ye çıktığına vurgu yaptı. Koç, "Bu koşullarda çocukların sağlıklı ve yeterli beslenmesi dahi giderek imkânsız hale gelmektedir." dedi.
TEMEL EĞİTİM PARASIZ OLMALI
Anayasal hükümlere göre temel eğitimin parasız ve kamusal bir hak olması gerektiğini ifade eden Koç, yetersiz temizlik ödenekleri, kırtasiye ve materyal ücretleri, bağış adı altında toplanan kayıt paralarıyla okulların finansmanın velilerin üzerine yıkıldığını söyledi. Sosyal devlet ilkesi terk edilerek kamusal sorumlulukların hane halkına devredildiğine değinen Koç, bu durumun aileleri derin bir ekonomik çaresizliğe sürüklediğini, anayasal eğitim hakkının da fiilen ortadan kalktığını belirtti.
YOKSULLUK BÜYÜDÜ, ÜCRETSİZ OKUL YEMEĞİ HALA YOK!
Türkiye'de milyonlarca çocuk ekonomik kriz ve derinleşen yoksulluktan doğrudan etkilenirken, ücretsiz okul yemeği uygulamasının hâlâ hayata geçirilmemesinden duyduğu rahatsızlığı dile getiren Koç, bu durumun eğitim politikalarının en büyük eksikliklerinden biri olduğunu savundu. Eğitim hakkından yararlanabilmek, yalnızca bir okula kayıtlı olmakla mümkün olmaz diyen Koç, şunları söyledi. "Barınma, beslenme ve ulaşım, eğitim hakkını bütünleyen haklardır. Bu haklarda yaşanan eksiklikler eğitim hakkından da tam ve eşit olarak yararlanmanın önündeki belirleyici engellerdir.
Sağlıklı beslenemeyen, ders saatlerini açlıkla mücadele ederek geçiren bir çocuğun eğitim sürecinden eşit ve nitelikli biçimde yararlanması mümkün değildir. Bu nedenle ücretsiz okul yemeği bir lütuf ya da sosyal yardım değil; çocukların eğitim hakkının ve fiziksel gelişiminin ayrılmaz bir parçasıdır. Başta Okul Yemeği Koalisyonu ve Öğrenci Velileri Derneği olmak üzere pek çok bileşenin yürüttüğü kararlı mücadele sonucunda, bu talep kamuoyunda güçlü bir karşılık bulmuştur. Buna rağmen, üç yılı aşkın süredir dile getirilen tüm çağrılara karşın Millî Eğitim Bakanlığı kalıcı, somut ve kapsayıcı tek bir adım atmamıştır."
DANIŞTAY'DAN KARAR
Milli Eğitim Bakanlığı'nın okul öncesi kurumlardaki bir öğün ücretsiz yemek uygulamasını kaldırmasına karşı açılan dava ile ilgili gelişmeyi de kamuoyu ile paylaşan Koç, Danıştay'ın "mali kaynaklar ve ihtiyaçlar arasındaki denge" gerekçesine dayanarak davayı kesin olarak reddedmesini eleştirdi. Koç, "Çocukların en temel hakkı olan sağlıklı beslenmenin kamusal politikaların önceliği yapılmaması kabul edilemez. Bakanlığın okul yemeğini kamusal bir sorumluluk olarak görmekten kaçınması, çocukların üstün yararını hiçe sayan piyasacı yaklaşımın somut bir göstergesidir.
Ücretsiz okul yemeği uygulaması, hiçbir ayrım gözetmeksizin kamu okullarındaki tüm kademelerde derhal başlatılmalı ve doğrudan genel bütçeden finanse edilmelidir. Veli-Der olarak bir kez daha yineliyoruz: Hiçbir çocuk yoksulluk ve açlık ve nedeniyle eğitim hakkından mahrum bırakılamaz!" ifadelerini kullandı.
TASARRUF TEDBİRLERİ HİJYEN KRİZİNİ GETİRİYOR
Yayımlanan "Tasarruf Tedbirleri Genelgesi"ninden kamu okullarının da etkilendiğine dikkat çeken Koç, eğitime ayrılan payın kısıtlanmasına sitem etti. Bu durumun okulları hijyenden, güvenlikten ve temel fiziki imkânlardan yoksun bıraktığını aktaran Koç, okullara yeterli ödenek ayrılmaması ve kadrolu temizlik personeli istihdam edilmemesi nedeniyle okullarda hijyen sorunun kritik bir seviyeye ulaştığını iddia etti. Koç, okulların sabun, tuvalet kağıdı ve dezenfektan gibi en temel hijyen malzemelerinden yoksun bırakıldığı tespitinde bulundu, okullarda temizlik görevlilerinin kadrolu personel yerine TYP kapsamında çalışan görevliler ile çözülmeye çalışılmasının ciddi sorunlara neden olduğunu belirtti.
Koç konuya dair, "Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, hangi bilimsel veriyle konuşuyor bilmiyoruz ama taşerondan kadroya geçen temizlik personelini ima ederek kadrolu personellerle okullar temizlenemedi öyleyse taşeronla bu iş yapılmalı anlamına gelen cümleler kurdu.
Bir ülkenin Milli Eğitim Bakanının kendi kadrolu çalışanlarına sorumlu oldukları işleri yaptıramadığını ifade etmesi bir yana kadrolu personel istihdam etmemek için bu türden geçersiz gerekçeler üretmesini de şaşkınlık ve üzüntüyle izlemekteyiz. Okulların temizlik hizmeti ancak yeterli sayıda kadrolu görevliyle üretilebilir." ifadelerini kullandı.
OKULLAR YETERSİZ
Tasarruf adı altında okul yatırımları ve inşaatların durdurulduğunu da hatırlatan Koç, deprem bölgesi dahil ülke genelinde riskli olduğu gerekçesiyle yıkılan veya güçlendirmeye alınan okul bina inşaatlarının zamanında tamamlanamadığını söyledi. "Bakım ve onarımları yapılmayan binaların çocukların sağlığını ve güvenliğini tehlikeye attığına da dikkat çeken Koç, çarpıcı açıklamalarda bulundu. Koç, "6 Şubat depremlerinin ardından İstanbul Valiliği (İSMEP kapsamında), kent genelinde depreme dayanıksız olduğu tespit edilen 90'dan fazla okulu tahliye ederek öğrencileri başka binalara nakletti.
Geçtiğimiz günlerde basına yansıdığı Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) ile 15 üniversite arasında imzalanan "Eğitim Yapılarının Afetlere Karşı Güvenliği İş Birliği Protokolü" kapsamında yürütülen çalışmalarda okul binalarının durumuna ilişkin çarpıcı veriler ortaya çıktı. Protokol çerçevesinde incelenen 900 okul binasından 396'sının riskli bulunarak yıkıldığı bildirildi. İncelenen binaların %40'ından fazlasının riskli çıkması, MEB'e bağlı henüz denetlenmemiş yaklaşık 60 bin kamu okulu binasının güvenliği konusunda ciddi endişelere yol açmakta. Yıkılan ve boşaltılan okullar nedeniyle birçok bölgede 2-3, hatta 5 okulun aynı binaya sıkıştırılması; ikili eğitime geçilmesine, ders sürelerinin kısaltılmasına ve ciddi fiziki yetersizliklere neden olmakta. Ne var ki Bakanlık; güçlendirme veya risk gerekçesiyle binaları boşaltmakta, yenilerini zamanında inşa etmeyip okulları birleştirmekte ve bu geçici olması gereken çözümleri kalıcı uygulamalara dönüştürmekte."
"Kamu hizmetinin sürekliliği ve eşitliği ilkelerini zedeleyen bu tablodan en ağır darbeyi çocuklarımız almaktadır. Eğitim hakkı kamusal bir sorumlulukla ele alınmalı, bütçeden eğitime yeterli, inşası bekleyen tüm okullar derhal tamamlanmalıdır. İkili eğitime ve kalıcı yaz saati uygulamasına son verilmeli, çocuklarımız için pedagojik, sağlıklı ve güvenli bir eğitim ortamı ivedilikle sağlanmalıdır."