Maneviyat Işığının, Sırlı Yolcusu; SOFU REM (RAMAZAN TURHAN)

Hamdullah IŞIK

10-03-2025 15:31

Sofu Rem, asıl adıyla Sofu Ramazan Turhan, 1904 yılında Çüngüş'ün ücra bir köyünde dünyaya gelir. Çocukluğu, tarlaların, dağların arasında geçer. Henüz 15 yaşında, hayatının en büyük kaybını yaşar; babasını kaybeder. Bu büyük kaybın acısı, ona hayatın ne kadar kırılgan olduğunu erken yaşta öğretmiş olur. Bu zor günlerinde, Çermik’in Çivan köyünden Hacı Mehmet (Hacı Baba), ona bir baba sıcaklığı sunarak, yanına alır.  Zamanla, Hacı Baba'nın yanında, hem dünyayı hem de maneviyatı keşfeder. Hacı Baba'nın tarikatına girerek, onun sabır ve sevgi dolu tavsiyeleri ile manevi yolculuğun temel taşlarını atmış olur…

Reşit olduktan sonra Bağvenk (Pınarlı) köyünden evlenen Sofu Rem, orada yerleşerek yeni bir hayata başlangıç yapar. Askerlik görevini tamamladıktan sonra ise, derin bir içsel huzur arayışı içinde, Çermik’e yerleşmeye karar verir. Sofu Rem, dünyevi arzuların peşinden gitmek yerine, insan ruhunun en derin duyguları ve ahlaki değerleri üzerine düşünmeye başlar. O, genç yaşlardan itibaren dünyanın geçici olduğunu fark eder, gerçek huzurun yalnızca kalbin Allah’a yönelmesiyle mümkün olduğunu derinden idrak eder. Bunu keşfettikçe, onun ruhunda ilahi bir ışık yanmaya başlar; hayatı, attığı her adımda daha da derinleşen bir mana kazanır.

Çermik, onun için uhrevi kapıların aralanmasına vesile olurdu. Hamken pişer, piştikçe yanar, ilahi aşkın derin girdabına kapılırdı… İlçe halkı, Sofu Rem’in varlığını en çok camilerde hissederdi. Zikir, dua ve sabah-akşam ibadetleri, onun ruhundaki huzurun dışa yansımasıydı. Allah’a duyduğu aşkın sesi, cami kubbelerinde yankılandığında, her bir kelime kalpleri sarıp sarmalayan bir huzur rüzgârına dönüşürdü. Vaizlerin dilinden; Allah (cc) veya Peygamberimizin (s.a.v) ismi her geçtiğinde, o hemen “Allaaahh!” diye nidada bulunurdu. O ses, gökyüzüne doğru yükselir, bir yıldızın parlaması gibi caminin içini aydınlatırdı. Herkes bu anı sabırsızlıkla beklerdi çünkü o ses, sadece bir kelime değil, manevi bir uyanışı, kalp temizliğini ve gönül birliğini simgeliyordu. Sofu Rem’in “Allaaahh!” nidası ile caminin içinde bir anlık zaman durur, her şeyin ötesinde yalnızca ilahi aşk ve huzur kalırdı. Fakat cemaatten bazıları bu sese alışık olmadığından, bir an için yerlerinden sıçrar, ardından anlamaya çalışarak bu mistik atmosfere teslim olurlardı.

Sofu Rem, yaşadığı dönemde ilahi aşkı arayan ve tasavvufun derinliklerinde yol alan bir derviş olarak tanındı. O, sıradan bir insanın çok ötesindeydi; hayatı boyunca pek çok olağanüstü haliyle hafızalarda yer edindi. Birçok kişi, Sofu Rem’e dokunduklarında; içlerindeki karanlıkların dağıldığını, kalplerinde huzurun yankı bulduğunu ve ruhsal bir şifa hissettiklerini ifade ederdi. Sofu Rem’in hayatı, sıradan bir insanın ötesindeydi. O, sadece fiziksel dünyaya bakmaz, insan ruhunun en derin noktalarına ulaşmaya çalışırdı. Birçok kişi, onunla karşılaştığında içlerindeki karanlıkların dağıldığını, kalplerinde huzurun yankı bulduğunu, ruhsal bir şifa hissettiklerini söylerdi. Sofu Rem'in varlığı, adeta bir ışık gibi etrafına yayılır ve her kalpte iz bırakırdı.

 

1986 yılında, çocukları Adana'ya göç etti. Sofu Rem, gitmek istemese de, onların ısrarıyla bu yolculuğa çıkmak zorunda kaldı. Ancak, Adana'daki yaşamı kısa sürdü. Bir yıl sonra, onun Allah’a duyduğu derin sevgiyle dolu kalbi, nihayet sevdiğine kavuştu. Onun vefatı, sevenlerinin gönlünde büyük bir boşluk bıraktı. Birçok insan, Sofu Rem’in camilerde yankılanan "Allaaahh!" nidalarını, zikrederken hissettiği huzuru ve içsel bir ilahi aşkla yoğurduğu varlığını özlüyordu. Fakat unutulmaz olan, Sofu Rem’in öğrettikleri; sabır, sevgi, samimiyet ve Allah’a yönelmenin gücüydü. Onun hayatı, bir ışık gibi parlamaya devam edecek ve zaman geçtikçe bu ışık, daha da parlak bir şekilde anılacaktır...

Hamdullah IŞIK / malabub@yaani.com

DİĞER YAZILARI Toplum Nereye Sürükleniyor? 01-01-1970 03:00 Gazze’de açlıktan ölen çocukların gölgesinde Ramazan’i anlamak… 01-01-1970 03:00 Kravatlı Terör, Devlet Haydutluğu Ve Trump Gerçeği… 01-01-1970 03:00 Bir Yıl Gitt… Peki Biz Neredeyiz? 01-01-1970 03:00 Kimdir İnsan, İnsanlık Nerede? 01-01-1970 03:00 Hukuk Nerede, Adalet Nerede? 01-01-1970 03:00 En Vasıfsız Ama En İmtiyazlı Çalışan: Milletvekili… 01-01-1970 03:00 Suyun Önemi Ve Türkiye’de Su Kıtlığı Gerçeği Üzerine Bir Değerlendirme… 01-01-1970 03:00 Maneviyatın ve Paylaşmanın Zamanı; ŞEHR-İ RAMAZAN 01-01-1970 03:00 Değişmeyen Muhtarlık Geleneği ve “KEBÊ MEHMET” 01-01-1970 03:00 Çağımızın “Veba”Sı; Yalakalık… 01-01-1970 03:00 Dost Muhabbeti Devadır 01-01-1970 03:00 Devlet İlgisiz, Vatandaş Bilgisiz, Mal Sahibi Çaresiz !.. 01-01-1970 03:00 Şiir ve Şair... 01-01-1970 03:00 Nereye Doğru Gidiyoruz? 01-01-1970 03:00 Hoş geldin demeye yüzümüz yok Ya Şehr-i Ramazan 01-01-1970 03:00 Bir Günde İki Sınav!.. 01-01-1970 03:00 İçimizdeki ‘Rasmus Paludan’lar… 01-01-1970 03:00 Ömür Sermayemizden Bir Yılı Daha Tükettik… 01-01-1970 03:00 Toplumsal Felaket Olarak; “KAN DAVALARI” 01-01-1970 03:00 Ömür boyu ilim öğrenmeye gayret etmeliyiz... 01-01-1970 03:00 Ey Sevgililer Sevgilisi Hoş Geldin!.. 01-01-1970 03:00 Sabır, Acı Olsa Da; Meyvesi Tatlı Olur... 01-01-1970 03:00 Ehliyet Almakla Şoför Olunmuyor 01-01-1970 03:00 Su da yanar!.. 01-01-1970 03:00 Bayramımız Bayram Ola!.. 01-01-1970 03:00 Biz Kimi̇z ? 01-01-1970 03:00 Dost Profilleri 01-01-1970 03:00 Cennetlik Kadın... 01-01-1970 03:00 Bilen Üretir, Bilmeyen Eleştirir… 01-01-1970 03:00 Çermik Kaymakamlığından, Diyarbakır Valiliğine… 01-01-1970 03:00 Ve Bir Ramazanı Daha Uğurluyoruz… 01-01-1970 03:00 “Temizlik, İmanın Yarısıdır…” 01-01-1970 03:00 Hoş Geldin 11 Ayın Sultanı… 01-01-1970 03:00 Bilgisayar İcat Oldu, Ar-Ge Kayboldu… 01-01-1970 03:00 Tedaş’ın Doğurduğu Kötü Çocuk; Dedaş… 01-01-1970 03:00 Daima Bahar Olsun İsteriz… 01-01-1970 03:00 Hz. İsa Kimden Kaçıyordu? 01-01-1970 03:00 İlk izlenimler çok önemlidir... 01-01-1970 03:00 Seyahat özgürlüğünü kısıtlamak bu kadar kolay mı? 01-01-1970 03:00 Yezid’in Torunları İşbaşında… 01-01-1970 03:00 Eleştiriye Tahammülü Olmayan; Yönetime Talip Olmasın… 01-01-1970 03:00 ​Helal Lokma, İnsanın Öz’ünü Meydana Çıkarır… 01-01-1970 03:00 ​ Türkiye’de Siyaset Nereye Gidiyor?.. 01-01-1970 03:00 Amerika ve Avrupa'nın Şımarık Çocuğu: İsrail 01-01-1970 03:00 Kahvehane’ler Tekrar Kıraathane’lere Dönüştürülmelidir... 01-01-1970 03:00 Zengin İle Fakir Arasındaki Okyanus… 01-01-1970 03:00 Ve Yine Buruk Geldi Şehri Ramazan… 01-01-1970 03:00 İnsan kalitesi nasıl ölçülür?... 01-01-1970 03:00 Niçin Geçmişe Özlem Duyulur?... 01-01-1970 03:00 Öğrenmeyen İnsan Yoktur… 01-01-1970 03:00 Öfke ve Stresle Baş Etme Bilinci 01-01-1970 03:00 Rahmetliyi Nasıl Bilirdiniz? 01-01-1970 03:00 ​Yolunuyoruz !.. 01-01-1970 03:00 Su Hayattır ama... 01-01-1970 03:00 Koltuk Büyütmez İnsanı; Koltuk, İnsanla Büyür 01-01-1970 03:00 Dernekler Denetlenmiyor mu?.. 01-01-1970 03:00 Ömür Sermayemizden Bir Yıl Daha Eksildi… 01-01-1970 03:00 ​Engelliye Engel Olmayalım!.. 01-01-1970 03:00 Nice sahte peygamberler, şeyhler, seyyidler türedi... 01-01-1970 03:00 "Kul'a Bela Gelmez; Hak Yazmayınca..." 01-01-1970 03:00 Serenat Sevgiliyedir Ey Gül-i Ruhsar 01-01-1970 03:00 En'neslünnefis Mala Bube Seyyidleri 01-01-1970 03:00 İnsan Gereksinimleri ve MASLOW’ un Hiyerarşisi 01-01-1970 03:00 Ekersen; Biçersin... 01-01-1970 03:00 Okuyalım... 01-01-1970 03:00 AA!.. Senin bir gözün körmüş!. 01-01-1970 03:00 Can içinde ara canı... 01-01-1970 03:00 En İyi Ürün; İşimize Yarayandır... 01-01-1970 03:00 ​15 Temmuz: "Halkın zaferi" 01-01-1970 03:00 Bilgeler üretir, cahiller eleştirirler... 01-01-1970 03:00 Saygısız sevgi laubalilik olur? 01-01-1970 03:00 Dost görünümlü düşman;SİGARA 01-01-1970 03:00 Salgın hastalıklardan korumanın manevi yolu 01-01-1970 03:00 Güle güle mağfiret ayı!... 01-01-1970 03:00 Ahirette çok ağlar; Dünyada gülen... 01-01-1970 03:00 Hoş Geldin Ey Kutlu Ay 01-01-1970 03:00 Kur'an ve Ramazan 01-01-1970 03:00 Akıl ve Silah 01-01-1970 03:00