İnsan, çoğu zaman yaptığı işlerle değer gördüğünü zanneder. Oysa İslam ahlâkı, yapılan işten önce o işin hangi niyetle yapıldığına bakar. Çünkü niyet, amelin özüdür. Öz bozulduğunda, dış görünüş ne kadar düzgün olursa olsun hakikat değişmez. Parlak ambalajlar, içi boş bir ürünü değerli kılmaya yetmez.
Resûlullah’ın (s.a.s.) şu hadisi, bu gerçeği açık ve net bir şekilde ortaya koyar:
“Ameller niyetlere göredir. Herkes için ancak niyet ettiği şey vardır.”
(Buhârî, Müslim)
Bu ölçü, Müslüman için sadece ezberlenecek bir bilgi değil; hayatın her alanında kendini sorgulaması gereken bir terazidir. Zira niyet bozulduğunda, görünüşte hayırlı olan nice davranış değerini yitirir. Gösteriş için verilen sadaka, takdir görmek için yapılan iyilik ya da alkış uğruna sergilenen fedakârlık; şeklen ibadet gibi görünse de özünde nefsin gizli bir tatminine dönüşür.
İşte tam da bu noktada riyâ karşımıza çıkar. Riyâ, Allah için yapılması gereken bir işi, insanların beğenisini kazanmak amacıyla yapmaktır. Sessizce kalbe yerleşir, fark edilmeden ameli kemirir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), bu tehlikeye karşı ümmetini şu sözlerle uyarmıştır:
“Sizin için en çok korktuğum şey, küçük şirktir.”
Sorulduğunda, “Riyâdır.” buyurmuştur.
(Ahmed b. Hanbel)
Riyâ, ameli dışarıdan parlak; içeriden ise boş bir kabuğa çevirir. İnsan, insanların gözünde büyürken hakikat katında küçülür. Alkışlar artar ama bereket azalır. Asıl kayıp da işte burada başlar.
İslam, yalnızca iyi niyeti değil; niyetle uyumlu davranışı da şart koşar. Güzel sözler söyleyip kötü davranmak, adaletten bahsedip zulmetmek, merhameti dillendirip kalbi katılaştırmak; niyet ile eylem arasındaki kopuşun en açık örnekleridir. Bu tutarsızlık, Kur’an ve sünnette münafıklık alameti olarak değerlendirilmiştir.
Nitekim Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Münafığın alameti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünde durmaz, kendisine emanet edildiğinde ihanet eder.”
(Buhârî, Müslim)
Bu hadis bize şunu hatırlatır: Samimi niyet, er ya da geç davranışa yansır. Kalp düzgünse söz de düzgündür. Bozuk niyet ise mutlaka iz bırakır; bazen dilde, bazen elde, bazen de davranışlarda.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: İslam ahlâkı, insanı içten dışa doğru inşa eder. Niyet, kalbin pusulasıdır; eylem ise o pusulanın gösterdiği yoldur. Pusula şaştığında yol da kaybolur. Bu yüzden Müslüman, her işten önce durup düşünmeli ve kendine şu soruyu sormalıdır:
“Bunu kimin için yapıyorum?”
Çünkü Allah, suretlere değil; kalplere bakar. Niyetini arındıran, amelini de güzelleştirir. Niyeti kararanın ise en parlak ameli bile gölgede kalır.
Vesselam.
Nevzat AKSOY