Bu ülkede insanlar artık yaşamıyor, dayanıyor. Sabah uyanmak bir başarı sayılıyor. Akşam eve sağ salim dönebilmek bir lütuf gibi anlatılıyor. Peki soruyorum:
Bu hayat kimin eseri?
İntiharlar artıyor. Ama yönetenler hâlâ “bireysel bunalım” demekle yetiniyor. Hayır! Bu bireysel değil, toplumsal bir çöküştür. Borç yüzünden yaşamına son veren bir baba, umutsuzluktan intiharı düşünen bir genç, çaresizlikten susturulan bir anne… Bunlar istisna değil, bu düzenin ürünüdür.
Gençlere Sesleniyorum
Size sürekli sabredin diyorlar. “Gençlik böyle şeyleri sorgulamaz” diyorlar. Okuyun, çalışın, susun… Sonra ne oluyor? Diplomalar işsizliğe, emek umutsuzluğa dönüşüyor. Hayal kurmanız istenmiyor çünkü hayal kuran genç itaat etmez.
Sizi ucuz iş gücü yaptılar. Geleceğinizi borçla ipotek altına aldılar. Yurt dışına gidenlere “nankör” dediler ama bu ülkede kalıp umudunu kaybedenlere bir çözüm sunmadılar.
Gençler, sorun siz değilsiniz. Sorun sizi tüketen bu sistemdir.
Ailelere Sesleniyorum
Evler geçim derdinin savaş alanına döndü. Anne baba susuyor, çocuklar bağırıyor. Saygı bitti, sevgi yoruldu. Evlatlar anne babaya hakaret ediyor, yaşlılar sokağa terk ediliyor. Çünkü yoksulluk insanı önce ahlaken, sonra ruhen çökertir.
Ama şunu da söylemek zorundayım:
Aileler de sustukça bu çark dönüyor. “Aman başımıza iş gelmesin” diyerek çocuklarınızın geleceğini feda ediyorsunuz. Aç kalmamak için onurunuzu, huzuru korumak için adaleti gözden çıkarıyorsunuz.
Oysa bir toplum, aile sessizleştiğinde çöker.
Yöneticilere Sesleniyorum
Siz hâlâ rakam anlatıyorsunuz. Büyüme, faiz, grafik, tablo… Ama o tablolarda insan yok. Kirasını ödeyemeyen anne yok. İcra memurundan saklanan baba yok. Okula aç giden çocuk yok.
İntihar edenleri “psikolojik sorun” diye geçiştiriyorsunuz. Boşanmaları “ahlaki çözülme” diye suçluyorsunuz. Gençlerin öfkesini “saygısızlık” diyerek bastırıyorsunuz.
Peki hiç kendinize sordunuz mu:
Bu insanların hayatını bu hâle getiren kim?
Sorumluluk almıyorsunuz. Hataları kabul etmiyorsunuz. Eleştireni düşman ilan ediyorsunuz. Ama şunu bilin:
Bir ülkede insanlar evini kaybediyorsa, ailesi dağılıyorsa, yaşamaktan vazgeçiyorsa;
orada sorun halkta değil, yönetimdedir.
Son Söz
Bu bir ekonomik kriz değil sadece.
Bu bir adalet krizi, bir vicdan krizi, bir gelecek krizidir.
Gençler umutsuz, aileler dağılmış, yönetenler kopuk…
Ve biz hâlâ “sabredin” diyoruz.
Ama sabır, adaletin olmadığı yerde zulme dönüşür.
Artık şu sorudan kaçamayız:
Bu ülkeyi nereye götürüyorsunuz?
Çünkü insanlar artık sadece yoksullaşmıyor…
Tükeniyor.