15 Temmuz 2016... Türk siyasi tarihinin en karanlık gecelerinden biri...
Aradan tam 10 yıl geçti. Ancak o gece yaşananlar, sadece bir takvim yaprağında kalan acı bir hatıra değil; milletimizin demokrasiye, bağımsızlığa ve milli iradeye sahip çıkışının da sembolü olarak hafızalardaki yerini koruyor.
Hiç kuşku yok ki, 15 Temmuz hain darbe girişimi; Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin anayasal düzenini ortadan kaldırmayı hedefleyen, silahlı bir kalkışmaydı. Devletin resmi tespitlerine göre bu girişim, FETÖ mensuplarınca gerçekleştirildi. O gece yaşananlar, yalnızca hükümete karşı yapılmış bir müdahale değil; doğrudan doğruya Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni, milletin iradesini ve anayasal düzeni hedef alan bir teşebbüstü.
Milletin cesareti, güvenlik güçlerinin dirayeti ve devlet kurumlarının kararlı mücadelesiyle bu kalkışma başarısızlığa uğratıldı.
O Gece Asıl Hedef Neydi?
Bugün dönüp geriye baktığımızda şu soruyu yeniden sormamız gerekiyor:
15 Temmuz başarılı olsaydı Türkiye nasıl bir sabaha uyanacaktı?
Bu sorunun cevabı, darbecilerin yayımlamaya çalıştığı bildirilerde ve o gece gerçekleştirdikleri eylemlerde açıkça görülmektedir.
Başarıya ulaşmaları halinde;
Türkiye'de demokratik düzen sona erecekti.
Seçilmiş hükümet görevden uzaklaştırılacaktı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi işlevsiz hale getirilecek, anayasal kurumlar askıya alınacaktı.
Ülke genelinde sıkıyönetim uygulanacaktı.
Temel hak ve özgürlükler ciddi biçimde sınırlandırılacaktı.
Yurt dışına çıkışlar yasaklanacak, seyahat özgürlüğü ortadan kaldırılacaktı.
Sokağa çıkma yasaklarıyla ülke askeri yönetim altında tutulacaktı.
Milli irade yerini silahlı bir cunta yönetimine bırakacaktı.
Demokrasi tarihimiz, bunun gibi müdahalelerin ülkeye ağır ekonomik, sosyal ve siyasi bedeller ödettiğini göstermektedir. 15 Temmuz girişiminin de başarıya ulaşması halinde Türkiye'nin çok daha derin bir istikrarsızlık sürecine sürüklenmesi ihtimali yüksekti.
Tankların Ezmek İstediği Sadece İnsanlar Değildi
O gece sokaklarda yürüyen tanklar yalnızca insanların üzerine gitmedi.
Tankların hedefinde;
sandık vardı,
milli irade vardı,
hukuk devleti vardı,
demokrasi vardı,
bağımsız Türkiye ideali vardı.
Milletin oyuyla oluşan Meclis bombalandı.
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi hedef alındı.
Emniyet birimleri saldırıya uğradı.
Köprüler tutuldu.
Televizyonlar susturulmak istendi.
Bütün bunlar, darbenin yalnızca yönetimi değiştirmeye değil; devlet düzenini tamamen ele geçirmeye yönelik olduğunu gösteriyordu.
En Büyük Güç Milletin İradesidir
15 Temmuz'un en önemli dersi şudur:
Hiçbir silahlı güç, millet iradesinden üstün değildir.
Demokrasinin gücü yalnızca sandık günü ortaya çıkmaz.
Gerektiğinde millet, hukuk düzenine ve anayasal sisteme sahip çıkarak bunun en güçlü örneğini verir.
Farklı siyasi görüşlerden milyonlarca insanın ortak noktası da işte buydu.
Çünkü söz konusu olan, herhangi bir siyasi parti değil; Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceğiydi.
Unutulmaması Gereken Bir Ders
15 Temmuz'u sadece yıldönümlerinde hatırlamak yeterli değildir.
Bu olay; devlet kurumlarında liyakatin, hukukun üstünlüğünün, şeffaflığın, demokratik denetimin ve milli birlik ruhunun ne kadar hayati olduğunu da göstermiştir.
Demokrasiler ancak güçlü kurumlarla, hukuka bağlı yönetim anlayışıyla ve bilinçli vatandaşlarla ayakta kalabilir.
Toplum olarak geçmişten ders çıkarmak; benzer tehditlerin tekrar yaşanmaması adına en önemli sorumluluğumuzdur.
Son Söz
Aradan on yıl geçti...
Acılar hafiflese de hatıralar silinmedi.
15 Temmuz gecesi hayatını kaybeden şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyoruz.
Türkiye'nin geleceği; darbelere, vesayet girişimlerine ve millet iradesini hedef alan her türlü teşebbüse karşı hukukun üstünlüğünü, demokratik düzeni ve milli birliği koruyabilmesinden geçmektedir.
Geçmiş unutulmamalıdır.
Çünkü unutulan acılar, benzer hataların yeniden yaşanmasına zemin hazırlayabilir.
15 Temmuz'un bıraktığı en önemli mesaj ise şudur:
Demokrasi, özgürlük ve milli irade; ancak toplumun ortak kararlılığıyla korunabilir.