Bugün sadece bir iklim yasasından, bir ekonomik dönüşümden, bir siyasi ittifaktan söz etmiyoruz. Bugün aslında bir milletin vicdanıyla, aklıyla ve geleceğiyle yüzleştiği o kırılma anındayız. Ve herkesin susmayı seçtiği yerde konuşmak artık bir mecburiyettir.
---
İklim Yasası: Yeşil Maske, Ekonomik Tuzak
2025'te yürürlüğe giren İklim Yasası, kağıt üstünde çevreyi koruma, karbon emisyonunu azaltma ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri taşımaktadır. Ancak bu yasanın satır aralarında, küresel ekonomik düzenin Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeleri nasıl kıskaca aldığı açıkça görülmektedir.
Avrupa’nın yıllardır çevreyi kirleterek büyüyen sanayisi şimdi kendini temize çekmekte; ama bedelini biz ödüyoruz. Bu yasa, yeşil dönüşüm adı altında yerli üreticiyi, çiftçiyi, KOBİ’yi kısıtlıyor. Karbon ayak izi hesaplarıyla, Türk sanayisi diz çöktürülüyor. Bu, bir çevre yasasından çok, iktisadi bir müstemlekecilik projesidir.
Yani mesele çevre değil; mesele kontrol. Peki, bu yasa çıkarken kim düşündü bu milletin geçim derdini? Kim hesapladı işsizliği, üretim maliyetlerini, enerji bağımlılığını?
---
Filistin ve Doğu Türkistan: Ne Vicdan Kaldı Ne Diplomasi
Filistin’de çocuklar hâlâ geceyi bombalarla, sabahı enkaz altında karşılıyor. Doğu Türkistan’da milyonlarca insan, dilinden, dininden, kimliğinden soyuluyor. Çin'in sistematik asimilasyon politikaları karşısında dünya üç maymunu oynarken, Türkiye ne yapıyor?
Kınama? Basın açıklaması? Yardım gönderimi? Bunlar mazlumun yarasına pansuman bile olmaz. Biz, ümmetin lideri olma iddiasıyla övünenlerin, sadece koltuklarını korumak için suskunlaştığına şahit oluyoruz.
Filistin ve Doğu Türkistan meselesi, yalnızca bir insan hakları meselesi değildir. Bu, bizim onurumuzun meselesidir. Ve bu millet, kendi değerlerine sırt çeviren yöneticileri asla affetmez.
---
AKP, MHP, DEM: Siyasette Maske Düşüyor
İktidar bloğu, yani AKP ve MHP, ekonomik buhranı yönetmek bir yana, derinleştiriyor. Hayat pahalılığı, genç işsizliği, adaletsizlik… Her şey çığ gibi büyüyor. Halk, artık yoksulluğa değil; umutsuzluğa yeniliyor. Bu bir ekonomik kriz değil, toplumsal bir çöküşün habercisi.
DEM Parti ise hâlâ PKK ile arasına bir “duvar” örmek yerine ince bir perdeyle saklanıyor. Siyaset yapıyorsan, teröre karşı net olacaksın. İnsan hakları savunuculuğu adı altında kanlı bir örgütün gölgesinde siyaset yapılamaz. Halk bunu görüyor. Görüyor ama susuyor. Ne kadar daha?
---
PKK Silah Bırakır mı? Gerçekçi Olalım!
“PKK silah bırakacak mı?” sorusu artık bir saflığın ötesine geçmiştir. Bu örgüt, sadece dağlarda değil; şehirlerde, mecliste, ekranlarda, STK maskesiyle varlığını sürdürmektedir. Suriye’de devletçik hayali kuran bir yapının, silah bırakması mümkün mü?
Gerçek çözüm, günü kurtarmak değil, devleti uzun vadeli bir akılla yeniden yapılandırmak, istihbarat ve diplomasiyi ortak çalıştırmak, içeride birlik tesis etmektir. Aksi hâlde sadece terörü değil, devletin itibarını da kaybederiz.
---
Sonuç: Bu Gidiş Gidiş Değil
Bir millet sessiz kalırsa tarih susmaz. Bir devlet susarsa sokaklar konuşur. Bugün Türkiye, içi boş sloganlardan, göz boyayan yaslardan, çıkarcı siyasi pazarlıklardan bıkmış bir halkla karşı karşıyadır. Gidişat bellidir: ya bu bataklık kurutulacak ya da hep birlikte batacağız.
Bu milletin aklıyla oynamayın. Bu halkın sabrını sınamayın. Vicdanı terk edenin yolu karanlıktır.
Her şey bittiğinde değil, herkes sustuğunda başlar karanlık.