DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Aydın ÇEVİK
Aydın ÇEVİK
Giriş Tarihi : 20-08-2026 13:00

Gazze Yanıyor, Dengeler Değişiyor: İran’a Karşı Yeni Cephe Mi?

Filistin suskunluğun bedelini öderken, Ortadoğu yeniden dizayn mı ediliyor?

Ortadoğu'da artık yalnızca bombalar konuşulmuyor.

Haritalar yeniden çiziliyor, ittifaklar yeniden şekilleniyor, eski dostluklar sorgulanıyor, yeni cepheler kuruluyor.

Ve bütün bunların ortasında bir gerçek var:

Gazze hâlâ kanıyor.

Çocuklar, kadınlar, yaşlılar, siviller hayatını kaybetmeye devam ediyor. Evler, hastaneler, okullar ve sivil altyapı ağır tahribat altında. Birleşmiş Milletler'in Temmuz 2026'daki değerlendirmelerine göre Gazze'de yaklaşık 1,9 milyon insan yerinden edilmiş durumda ve temel sağlık, su, sanitasyon ve yardım hizmetleri ciddi biçimde kısıtlanıyor. BM İnsan Hakları Ofisi de Temmuz ayında İsrail ordusunun Gazze'deki saldırılarında çocuklar, kadınlar ve erkeklerin öldürüldüğünü ve yaşananların uluslararası insancıl hukuk ile savaş suçları bakımından ciddi endişeler doğurduğunu bildirdi.

Fakat dünyanın siyasi gündeminde Gazze'nin acısından daha hızlı ilerleyen başka bir başlık var:

İran.

İşte asıl sorulması gereken soru da burada başlıyor.


Bir tarafta Gazze, diğer tarafta İran

Gazze'de yaşanan insanlık dramı karşısında dünyanın önemli bir bölümü uzun süre etkili bir siyasi baskı oluşturmakta zorlanırken, İran söz konusu olduğunda diplomatik ve askerî hesapların bir anda sertleştiğini görüyoruz.

ABD ile İsrail'in İran'la savaşa girmesi, ardından Hürmüz Boğazı'nın kapanması ve bölgedeki enerji güvenliğinin ciddi biçimde sarsılması, meselenin artık yalnızca İsrail-İran çatışması olmaktan çıktığını gösterdi.

Bugün İran meselesi;

enerji, ticaret, deniz yolları, nükleer program, ABD'nin bölgedeki askerî varlığı, İsrail'in güvenliği ve Körfez ülkelerinin geleceğiyle doğrudan bağlantılı bir mesele hâline gelmiş durumda.

Nitekim 8 Ağustos 2026 itibarıyla Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması konusunda İran ile Umman arasında görüşmeler sürerken, Tahran'ın ABD'den yaptırımların kaldırılması, savaş zararları için tazminat ve askerî çatışmaların sona erdirilmesi gibi talepleri gündemde.

Yani mesele artık yalnızca “İran ne yapacak?” sorusu değildir.

Asıl soru şudur:

Ortadoğu'nun bundan sonraki düzenini kim belirleyecek?


İran neden bu kadar önemli?

Çünkü İran, Ortadoğu'da ABD ve İsrail'in bölgesel planları açısından sıradan bir ülke değildir.

Coğrafyası büyüktür.

Nüfusu büyüktür.

Enerji kaynakları vardır.

Basra Körfezi'ne hâkim stratejik bir konumu vardır.

Hürmüz Boğazı gibi dünya enerji ticareti açısından kritik bir geçiş noktasını kontrol edebilecek kapasiteye sahiptir.

Ve en önemlisi:

İran, bölgede ABD-İsrail eksenine bütünüyle teslim olmayan başlıca güçlerden biridir.

Bu nedenle İran'ın zayıflatılması yalnızca İran'ın zayıflatılması anlamına gelmez.

Böyle bir gelişme;

Suriye'den Irak'a, Lübnan'dan Körfez'e, Yemen'den Filistin'e kadar uzanan bütün bölgesel güç dengelerini değiştirebilir.

Tam da bu nedenle İran meselesine yalnızca Tahran-Washington ilişkileri üzerinden bakmak eksik kalır.


Ankara'daki NATO Zirvesi bize ne söylüyor?

7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde NATO Zirvesi Ankara'da gerçekleştirildi.

Zirve sonrasında yayımlanan bildiride NATO ülkeleri, İran'ın nükleer silaha sahip olmaması gerektiğini vurguladı ve İran'a Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğüne saygı gösterme çağrısı yaptı. NATO ayrıca bölgesel güvenlik ortamındaki istikrarsızlık ve stratejik rekabetin ittifak açısından önem taşıdığını açıkladı.

Burada dikkat çekici bir ayrıntı var.

NATO bildirisi İran'a karşı açık bir savaş ittifakı ilan etmiyor.

Fakat İran'ı NATO'nun güvenlik gündeminin içerisine daha belirgin biçimde yerleştiriyor.

Bu ayrım önemlidir.

Çünkü uluslararası siyasette bazen bir devlet hakkında alınan kararın kendisinden çok, o devletin hangi çerçeveye yerleştirildiği önemlidir.

Bugün İran;

dün olduğu gibi yalnızca “bölgesel bir aktör” olarak değil,

uluslararası güvenlik, enerji güvenliği ve deniz yollarının güvenliği başlıkları altında tartışılıyor.

Bu da gelecekte daha kapsamlı baskıların, yaptırımların veya diplomatik kuşatmaların önünü açabilecek bir zemin oluşturabilir.


Peki Türkiye nerede duruyor?

İşte meselenin Türkiye açısından en hassas noktası burasıdır.

Türkiye bir taraftan NATO üyesidir.

Diğer taraftan İran'la yüzlerce kilometrelik sınırı olan bir komşudur.

Türkiye'nin İran'la tarihsel, ekonomik, güvenlik ve diplomatik ilişkileri bulunmaktadır.

Dolayısıyla Türkiye'nin İran'a karşı herhangi bir askerî veya stratejik kuşatmanın içerisine çekilmesi, Ankara açısından basit bir dış politika tercihi değildir.

Bu;

Türkiye'nin güvenliği, ekonomisi, enerji politikası ve bölgesel nüfuzu açısından doğrudan sonuçlar doğurabilecek bir meseledir.

Çünkü İran'la yaşanacak büyük bir çatışmanın Türkiye'yi etkisiz bırakacağını düşünmek gerçekçi değildir.

Sınır güvenliği etkilenir.

Enerji fiyatları etkilenir.

Ticaret etkilenir.

Mülteci hareketleri yeniden gündeme gelebilir.

Terör ve güvenlik riskleri artabilir.

Ve Türkiye, istemese bile bölgesel savaşın sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalabilir.


“Dostum Trump” meselesi

Uluslararası ilişkilerde dostluk kavramının sınırları vardır.

Devletler arasında kalıcı dostluklardan çok, kalıcı çıkarlar vardır.

Washington ile Ankara arasındaki ilişkiler de bu gerçeklikten bağımsız değildir.

ABD Başkanı Donald Trump'ın İran savaşı sonrasında bölge ülkelerinden daha fazla destek istemesi, İran'ın bölgesel etkisinin sınırlandırılması ve İsrail'le normalleşme çerçevesinin genişletilmesi yönündeki baskılar, Ortadoğu'daki yeni denklemin parçaları olarak okunabilir.

Fakat burada da dikkatli olmak gerekir:

Her siyasi gelişmeyi tek bir merkezden verilen gizli emirlerle açıklamak doğru değildir.

Devletlerin kendi çıkarları vardır.

Körfez ülkelerinin kendi hesapları vardır.

Türkiye'nin kendi hesapları vardır.

İran'ın kendi hesapları vardır.

İsrail'in kendi güvenlik doktrini vardır.

ABD'nin küresel çıkarları vardır.

Dolayısıyla ortaya çıkan tablo, tek bir aktörün yazdığı basit bir senaryodan çok daha karmaşık bir güç mücadelesidir.

Ama bu karmaşık tablonun içerisinde çok net bir soru yine de karşımızda durmaktadır:

İran zayıflatılırsa bundan kim kazançlı çıkar?


İran'ın zayıflatılması kimin işine yarar?

Bu sorunun cevabını verebilmek için İran'ın bölgedeki konumuna bakmak yeterlidir.

İran'ın askerî ve siyasi kapasitesi zayıflatılırsa, İsrail'in bölgesel askerî üstünlüğü daha da artabilir.

ABD'nin Körfez'deki nüfuzu güçlenebilir.

İran'ın bölgesel müttefikleri ve bağlantıları zayıflayabilir.

Hürmüz üzerindeki İran etkisi azalabilir.

Enerji yolları üzerindeki güç dengesi değişebilir.

Ve nihayetinde Ortadoğu'da İsrail'in güvenlik merkezli bir bölgesel düzen kurma kapasitesi genişleyebilir.

İşte tam burada Filistin meselesi yeniden karşımıza çıkıyor.


Gazze neden bu kadar önemli?

Çünkü Gazze meselesi yalnızca Gazze meselesi değildir.

Gazze;

Filistin meselesidir.

Kudüs meselesidir.

İsrail-Filistin meselesidir.

Arap dünyasının meselesidir.

İslam dünyasının meselesidir.

Ve aynı zamanda uluslararası hukuk ile insan haklarının sınandığı bir alandır.

BM'nin Temmuz 2026 raporları, ateşkes sonrasında dahi Gazze'de sivillerin öldürülmeye devam ettiğini, İsrail'in kontrolündeki alanların genişlediğini ve insani yardımın ciddi biçimde kısıtlandığını ortaya koyuyor.

O hâlde şu soruyu sormak hakkımızdır:

Gazze'de uluslararası toplumun gösterdiği tepki ile İran söz konusu olduğunda gösterilen tepki neden aynı ölçekte değildir?

Neden bir yerde “güvenlik” kavramı bütün uluslararası sistemi harekete geçirebilirken, başka bir yerde binlerce sivilin yaşam hakkı aynı ağırlıkla savunulamıyor?

Neden bazı ülkelerin güvenliği “küresel güvenlik” olarak tanımlanırken, bazı halkların güvenliği yalnızca “insani kriz” başlığı altında değerlendiriliyor?

İşte dünya kamuoyunun cevaplaması gereken asıl soru budur.


Filistin, Türkistan ve dünyanın unutulan coğrafyaları

Bu mesele yalnızca Filistin'le de sınırlı değildir.

Dünyanın farklı coğrafyalarında insanlar savaşların, işgallerin, baskıların, ekonomik yaptırımların ve büyük güç rekabetinin bedelini ödüyor.

Türkistan coğrafyasından Afrika'ya, Ortadoğu'dan Asya'ya kadar birçok toplum, büyük güçlerin jeopolitik hesaplarının arasında sıkışıyor.

Fakat burada önemli bir ayrım yapmalıyız:

Bir halkın acısını savunmak, başka bir halkın acısını görmezden gelmek anlamına gelmemelidir.

Filistinli sivillerin hakkını savunurken İranlı sivillerin yaşam hakkını da savunmalıyız.

İsrailli sivillerin güvenliğini savunurken Filistinli sivillerin güvenliğini de savunmalıyız.

Amerikalı sivillerin yaşam hakkını savunurken Yemenli, Iraklı, Suriyeli veya Afgan sivillerin yaşam hakkını da savunmalıyız.

Çünkü insan hakları milliyet seçmez.

Masumiyetin pasaportu yoktur.


Asıl tehlike: Savaşın normalleşmesi

Bugün Ortadoğu'nun en büyük tehlikelerinden biri yalnızca savaşın kendisi değildir.

Savaşın normalleşmesidir.

Bir ülkenin bombalanması sıradan haber hâline gelirse…

Bir çocuğun ölümü istatistikten ibaret görülürse…

Bir şehrin yıkılması “stratejik hedef” denilerek geçiştirilirse…

Bir halkın yerinden edilmesi “güvenlik tedbiri” olarak sunulursa…

İşte o zaman insanlık çok daha tehlikeli bir noktaya gelmiş demektir.

Çünkü savaş yalnızca şehirleri yıkmaz.

Vicdanları da yıkar.


Türkiye'nin önünde zor bir tercih var

Türkiye'nin önünde kolay bir yol yok.

Bir tarafta NATO üyeliği ve Batı ittifakıyla ilişkiler…

Diğer tarafta İran'la komşuluk…

Öte tarafta Filistin meselesi…

Beraberinde Rusya, Körfez ülkeleri, Irak, Suriye ve enerji güvenliği…

Bütün bunların arasında Türkiye'nin yapması gereken şey, herhangi bir gücün peşine takılmak değil;

kendi stratejik aklını ortaya koymaktır.

Türkiye ne Washington'un bölgesel hesaplarının otomatik uygulayıcısı olmalıdır ne de herhangi bir başka devletin politikalarının taşeronu.

Türkiye'nin çıkarı;

savaşın büyümesinde değil,

savaşın durmasındadır.

Türkiye'nin çıkarı;

komşularının parçalanmasında değil,

bölgenin istikrar kazanmasındadır.

Türkiye'nin çıkarı;

başka devletlerin vekâlet savaşlarına sürüklenmekte değil,

kendi kararlarını kendi millî çıkarları doğrultusunda verebilmesindedir.


İran meselesine de adil bakmak gerekir

İran'ı eleştirmek başka şeydir.

İran'ın bütün politikalarını doğru kabul etmek başka şeydir.

İran'ın nükleer programına ilişkin uluslararası kaygıları küçümsemek de doğru değildir.

Ama İran'ın politikalarını eleştirmek, İran halkının bombalanmasını veya bir ülkenin savaş yoluyla diz çöktürülmesini savunmak anlamına gelmez.

Aynı şekilde İsrail hükümetinin politikalarını eleştirmek de Yahudilere karşı olmak değildir.

ABD hükümetinin politikalarını eleştirmek de Amerikan halkına düşmanlık değildir.

Devletlerin politikaları ile halkların varlığı birbirinden ayrılmalıdır.

Bu ayrımı yapamadığımız anda siyaset, nefret diline dönüşür.


Peki bütün bunların sonu nereye varacak?

Bugün hiç kimse Ortadoğu'nun önümüzdeki yıllarda nasıl şekilleneceğini kesin olarak söyleyemez.

Ancak bazı gerçekler ortadadır.

ABD ve İsrail ile İran arasındaki savaş bölgesel dengeleri değiştirmiştir.

Hürmüz Boğazı'nın güvenliği küresel ekonomiyi doğrudan etkilemektedir.

NATO, Ankara Zirvesi'nde İran'ı güvenlik gündeminde açık biçimde ele almıştır.

Gazze'deki insani kriz ise bütün ağırlığıyla devam etmektedir.

Dolayısıyla bundan sonraki dönem, yalnızca askerî güçlerin değil, diplomasi ve stratejik aklın da sınanacağı bir dönem olacaktır.


Son söz

Bugün dünyanın dört bir yanında aynı soru yankılanıyor:

Adalet kimin için?

Güvenlik kimin için?

İnsan hakları kimin için?

Uluslararası hukuk kimin için?

Eğer bu kavramlar yalnızca güçlü devletlerin çıkarlarına göre uygulanıyorsa, ortada gerçek anlamda bir uluslararası hukuk düzeninden söz etmek giderek zorlaşır.

Gazze'deki çocuk için de…

İran'daki çocuk için de…

İsrail'deki çocuk için de…

Suriye'deki çocuk için de…

Irak'taki çocuk için de…

Afrika'daki çocuk için de…

Türkistan'daki çocuk için de aynı vicdanla konuşabilmeliyiz.

Çünkü mesele sadece kimin haklı olduğu değildir.

Mesele, insanlığın ne kadar daha susabileceğidir.

Ve bugün yapılması gereken şey yeni savaş cepheleri aramak değil, mevcut savaşların nasıl sona erdirileceğini konuşmaktır.

Türkiye'nin de önündeki tarihî sorumluluk budur:

Ne bir başkasının savaşına sürüklenmek…

Ne de zulüm karşısında susmak…

Kendi iradesiyle, kendi çıkarlarıyla, kendi vicdanıyla hareket etmek.

Çünkü tarih bize şunu defalarca göstermiştir:

Güç sonsuza kadar aynı elde kalmaz.

İttifaklar değişir.

Haritalar değişir.

Devletler değişir.

Bugünün galibi yarının mağlubu olabilir.

Bugünün güçlüleri yarının hesabını vermek zorunda kalabilir.

Ve nihayetinde…

Keser döner, sap döner;
elbet bir gün hesap döner.

Allah her şeyi bilendir.

Vesselâm.

 

NELER SÖYLENDİ?
@
Aydın ÇEVİK

Aydın ÇEVİK

DİĞER YAZILARI 15 Temmuz'u Unutmak, Geleceği Unutmaktır KAYNAYAN YARALAR: DÜNYANIN DA TÜRKİYE'NİN DE ACİL GÜNDEMİ Okullardaki Şiddet Dalgası: Türkiye Nereye Gidiyor? Bir Okulda Kırılan Sadece Çene Değil Berat Kandili: Affın, Muhasebenin ve Yeniden Başlamanın Gecesi Antalya’yı Sel Değil, İhmaller Boğuyor İnsanlar Nereye Gidiyor? Yılbaşı Gecesi ve Namazla Dalga Geçen Gençlik... Bu Bir Çöküş Hikâyesidir Kadına yönelik şiddet, tarihsel, kültürel, siyasal ve dini arka planları Türkiye’nin Seçenekleri Üzerine… Adalet Susarsa, Kim Konuşacak? Sumud Filosuna Müdahale: İnsanlığa ve Hukuka Açık Bir Saldırı Maneviyatı Ezilen Bir Toplumun Çığlığı 30 Ağustos Zafer Bayramı: Bir Ulusun Dirilişi ve Dünü Bugünü Sahte Diplomalar, Gerçek Gündemler “Gerçeğin Bedeli: Türkiye’nin Sessiz Çöküşü” Başlıksız Değil, Şuurla Seçilmiş Amblemler Kurban ve Kurban Bayramı’nın Hikmetleri Serik’te Yaşanan Dolu Felaketi 19 Mayıs: Dirilişin ve Sorumluluğun Tarihi Anneler Günü: Bir gün mü, Her gün mü? 8 Mart Kadınlar Günü ve İslami Açıdan Önemi Antalya ve Türkiye Genelinde Ekonomik Durum: Zorluklar ve Fırsatlar Miraç, manevi bir yolculuktur Bu yol; kişinin Kur’an-ı Kerim ile kimliğini inşa etmesidir “İlim ve Eğitim, Ahlakla Yücelir” Âdâb-ı Muâşeret 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü mesajı Kurban ibadetini eda etmemize sayılı günler kaldı İslam’ın emrettiği beş temel esastan biri de zekâttır Ramazan sevinci "Mülk Sûresinden Mesajlar" "Rahmet ve Mağfiret İklimi: Üç Aylar" "Evliliklerimiz Kolay Olsun" Ezan ve Kurban Önce Rabbini Razı et!... Toplumsal Huzurun Kaynağı Yeni bir yıl, yeni umutlar demektir Yolculuk Çok Kısa ​Onurlu bir destan 50 Soru 50 Cevap -7- 50 Soru 50 Cevap -6- 50 Soru 50 Cevap -5- 50 Soru 50 Cevap -4- 50 Soru 50 Cevap -3- 50 Soru 50 Cevap -2- 50 Soru 50 Cevap -1- Günahlardan arınma ayı:RAMAZAN Üç ayların manevi gölgesi Engelleri Sevgiyle Aşalım Şiddet İnsan Onuruyla Asla Bağdaşmaz Afetler Hepimizi Derinden Üzmektedir Kurban ibadeti ve Kurban bayramı önemi İslam medeniyeti, merhamet ve güzel ahlak Filistin ve Kudüs Meselesine Genel Bir Bakış Ramazan Bayramı bu yılda mahzun… Hüznü de sevinci de bir arada yaşıyoruz Göç ve Çarpık Kentleşme Medya Üzerinden Yapılan Algı İfsadı Ekonomik ve Sosyal Yapının Bozulması Ahlaki Bozulmanın Aile Üzerindeki Etkileri Aile Yapısı ve Etki Analizi Aile, Temel Yapı Taşıdır O, Allah’ın varlığa merhametinin bir tecellisidir Maskeler Virüs Yaymasın Faizin propaganda şekli!.. Neymiş efendim idam cezası kaldırılmış! Kurban ibadeti, Sevinç ve Hüzün Bayramı-2- Kurban ibadeti, Sevinç ve Hüzün Bayramı-1- 15 Temmuz, onurlu bir destanın adıdır Vedalaşmanın hüznünü yaşıyoruz Kadir gecesini hep birlikte idrak ve ihya edeceğiz Duygusal bir hikaye.. Tüm evlatlara ithaf olunur..!!! Hoş Geldin Ya Şehri Ramazan Rabbimizin engin rahmetine sığınalım Hayat durgun bir nehre dönüştü İnsanlık ders almayacak mı? Erbakan Hocayı anlamak 3 Erbakan Hocayı anlamak 2 Erbakan Hoca’yı anlamak İlhakın adı, sözde barış planı Depremle birlikte ülke gündemi birden değişti Eleştirinin, aykırı bir yorumu Dur daha bitmedi! ​Aile çökerse toplum da çöker...3 Aile çökerse toplum da çöker...2 Aile çökerse toplum da çöker... Kural yok... Evin mahremi olmak Neden böyle oldu? Muhteşem bir yazı... Neden böyle oldu? Ya kurgu ya gerçek yoksa her şey geçecek Hakiki bir ‘var olma’ mücadelesi ​Regaip Gecesi ve Fazileti Eşitsizlik sorunu İnsanlığımız yok oluyor Ruh sağlığı yasası ​Milli Piyango illeti ​Kaç dostunuz var ? Adalet Alkol aklımızı başımızdan alır Türkçedeki yabancı kelime ve sözcükler ​Dizilerin Hayatımıza Etkisi Eğitim anlayışımız Dilin önemi ve dilimize sahip çıkalım
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1AMED SPORTİF FAALİYETLER13
  • 2İSTANBUL BAŞAKŞEHİR13
  • 3GENÇLERBİRLİĞİ13
  • 4BEŞİKTAŞ13
  • 5ÇAYKUR RİZESPOR13
  • 6GÖZTEPE11
  • 7SAMSUNSPOR11
  • 8ARCA ÇORUM11
  • 9GALATASARAY11
  • 10CORENDON ALANYASPOR11
  • 11GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ11
  • 12KASIMPAŞA11
  • 13TRABZONSPOR11
  • 14FENERBAHÇE10
  • 15EYÜPSPOR10
  • 16TÜMOSAN KONYASPOR10
  • 17KOCAELİSPOR10
  • 18ERZURUMSPOR10
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
BURÇ YORUMLARI
  • KOÇ
    Koç Burcu
  • BOĞA
    Boğa Burcu
  • İKİZLER
    İkizler Burcu
  • YENGEÇ
    Yengeç Burcu
  • ASLAN
    Aslan Burcu
  • BAŞAK
    Başak Burcu
  • TERAZİ
    Terazi Burcu
  • AKREP
    Akrep Burcu
  • YAY
    Yay Burcu
  • OĞLAK
    Oğlak Burcu
  • KOVA
    Kova Burcu
  • BALIK
    Balık Burcu
ANKET OYLAMA TÜMÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA